Aşıklar Tepesi, Değirmen, Necdet H.Kent Kütüphanesi

Eyl 2nd, 2007 | By admin | Category: Yeme & İçme

Bu eski rum yapısı 2007 yılında sayın Rahmi Koç tarafından yeniden restore edilerek halkın hizmetine kütüphane olarak açılmıştır. Bünyesinde Necdet H.nin kitap kolleksiyonunu bulundurur.Aşıklar Tepesi Cunda adası’nın sembol mekanlarından birisidir.

Romantizm, EÅŸssiz Manzara ile birleÅŸince kelimeler dile gelir burada.Bu yüzdendir ki “Aşıklar Tepesi” olarak bilinir halk dilinde.2000 yılların başında bir harabeyi arından görüntüsü, restorasyonla birlikte eÅŸsiz bir sanat eserine dönüşmüştür.

Åžu sıralar Coca Cola Yönetim kurulu baÅŸkanlığına getirilen Sayın Muhtar KENT’in babasının ismi verilen kitaplıklıkta Eski büyükelçi KENT’in kitapları bulunmakta. Yine kütüphane’nin olduÄŸu bölümde birde kafeterya bulunmakta, arzu edenler burada güneÅŸ batımında Cunda adası’nı izlerken sıcak bir bardak çay yudumlayabilirler.

Aşağıda Bü kütüphane için yazılmış güzel bir gezi yazısı bulunmakta okumak isteyenler için;

Cunda - Ayvalık Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı

Sabah sabah cama vuran yağmurun sesini duyunca, gene ağlamış suratlı bir cumartesi yaşayacağımı anladım. Yağmur giderek hızlanıyordu. Camdaki ses, açsana be açsana be dercesine buyurganlaştı, çat çat cama vururken. Pencerenin kolunun iyice kapalı olduğundan emin olmak için, perdeyi aralayıp kolu yokladım. Korkacak birşey yoktu.

Bir süre camın önünde oyalandım. Sellerin sürüklediği kırmızı toprağın akışını seyrettim. Yer yer gölcükler oluşmuştu. Hercai adını taktığım, kuyruğu ve kafası tekir, vücudu beyaz kedi karşı bahçenin duvarında hızla koşup, bizim bahçedeki sarmaşığa tırmandı. Balkona atladı. Yağmurdan kurtulunca, kafası gözü birbirine karışarak iyicebir silkindi.

Yatağa dönüp biraz daha kestirmeyi düşündüm. Gün ışığını ve sokak lambasının gözümü rahatsız eden aşırı parlaklığını kesmek için astığım siyah perdenin bir kanadını çektim. Diğerini de çekmek için elimi uzattım ama çekmeden bıraktım. Yağmurun çatırtısına bir de araba motorunun homurtusu katılmıştı. Merak edip mutfağa geçtim, erken erken neler olduğunu anlamak için pencereden bakmaya.

Tam pencerenin altına şehirlerarası bir yolcu otobüsü parkediyordu. Motor sonunda sustu. Kalabalık bir grup ıssız sokağa boşaldı. Birden yazı anımsatan bir canlılık oldu. Kızlı erkekli bir grup genç deniz tarafına doğru akmaya başladı.

Sulara basa basa yürüyorlardı, üniversite öğrencisi havasındaki gençler. YaÄŸmura aldırmadıkları belliydi. Bol pantalonlu, kırmızı saçlı bir kız sigarasını tüttüre tüttüre indi aÅŸağıya. Bazılarının ellerinde müzik aletleri vardı sanırım. Kılıflarından öyle anladım. Acaba Cunda‘daki müzik akademisinden mi geliyorlar bunlar, diye geçti aklımdan. Badavut’ta deniz tarafındaki iki büyük otelin günübirlik geziler düzenlediklerini iÅŸitmiÅŸtim.

Onlar buraya gelirlerse ben de Ali Bey’e giderim, dedim yüksek sesle, aniden içimde kabaran bir coÅŸkuyla. TaÅŸkahve’de çay içer, karışık bir Ayvalık tostu yerim. Bir iki yudum da oranın ünlü tombul kedilerine atarım, dedim. Åžeker pembesi ÅŸemsiyemi kaptığım gibi aç aç fırladım evden. Hedef Ali Bey yani Cunda Adası.

Ada’ya varıncaya kadar yaÄŸmur dindi. Puslu bir güneÅŸ açtı. Ben evde planladığım gibi yaptım ama kediler lolantaların balık artıklarını yemiÅŸlerdi herhalde, tost parçalarını koklayıp bıraktılar. Garson topladı yerden. Yemez bunlar, vermeyin, dedi bana. Karınları doyunca kedilerin ne kibirli olduklarını sanki ben bilmiyorum.

Oturduğum tahta iskamlenin ayaklarına sürtünen sarı kediye fazla yüz vermedim. Garsona bir de adaçayı söyledim. Ön masada genç bir çift okey oynuyordu. Küçük kızları oyun taşlarını çat çat birbirine çarptırıp, kıkır kıkır gülüyordu çıkan sese. Sonra mızmızlanmaya başladı, gidelim diye tutturdu. Kalktılar.

Ben de kalktım. Mevlâna Caddesine doÄŸru yürüdüm. Yıkıntı halindeki eski yetiÅŸtirme yurdu binasının yanından tırmanıp, Arnavut kaldırımlı ara sokaklara sardırdım. Kimi iyi durumda, kimi yıkık dökük taÅŸ evlerin, eski kiliselerin, mahalle arası bakkalların önünden, arkasından, sağından, solundan dolana dolana tepedeki deÄŸirmenin oraya çıktım. Rahmi Koç’un restore ettirdiÄŸi Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı‘nın oraya; daha şık bir deyiÅŸle Kent Kitaplığı’na.

AÄŸustos 2007′de açılışı yapılan rüzgar deÄŸirmeni çok yakışmış Cunda’ya. Manzaraya hakim konumuyla Åžeytan Sofrası’na çıkmış gibi oluyor insan burada. Kapıdaki Sivas Kangalından önce çekindim ama bana kuyruk salladı. Yüz vermedim, belki astarını ister, patilerini üstüme başıma sürer, dedim.

Kış tarifesiyle yalnızca Cuma-Cumartesi günleri açıkmış kitaplık. Görevli de Ayvalık Halk Kütüphanesi’nden tanıdığım bir memur hanım. Tanıdık olduÄŸu halde iltimas geçip bana kitap vermedi, götürüp evde okumak için. Kural böyleymiÅŸ. Koçlar’ın aile dostu büyükelçi Necdet Kent’in özel kitaplığını oÄŸlu Muhtar Kent bağışlamış. Bunlar tam da deÄŸirmenimden kitaplar, dedim memur arkadaÅŸa; Alphonse Daudet’nin DeÄŸirmenimden Mektuplar’ına nazire olarak. Kitaplıkta, ölmeden okunması gereken ilk yüz kitaba giren kitaplar var. İki ciltlik Don Quihote tercümesine göz öldürdüm ama ancak hocam Jale Parla’nın giriÅŸ yazısını okuyabildim. Daha neler neler, ne kitaplar var bazı yayınevlerinin bağış olarak gönderdiÄŸi kitaplar arasında. Ziyaretçi defterine yazı yazıp, kitapların dışarı verilmesi isteÄŸimi arz ettim Rahmi Koç’a; sonra dışarıdaki masalardan birinde oturup manzarayı seyredeyim dedim ama soÄŸuk geldi iskemleler, hemen içeri kaçtım.

Eski bir denizci usturlabından yapılma bir masa lambasının ışığında birkaç kitap karıştırdım. Üç sayfa birinden, beÅŸ sayfa öbüründen okudum. Kitaplığı ziyarete gelen iki hanım, duvara sonradan monte edilen dinî fresklerin üstündeki haç ÅŸeklini beÄŸenmediler. Daha şık bir çizim için önerilerini ziyaretçi defterine yazmalarını tavsiye ettim ben de, her zamanki ukalâlığımla. Yalnız kalınca arkadaÅŸla karşılıklı çay içtik. Cunda’ya yerleÅŸen ünlülerden konuÅŸtuk. Feyza Hepçilingirler Ayvalıklı’ymış biliyor musun, dedim malûmatfuruÅŸ bir havayla. Pınar Kür de yazları gelirmiÅŸ. Rahmi Bey’in de böyle bir ünlü listesi istediÄŸini öğrendim o arada. Sonra gelirken bakkaldan aldığım fıstıklı çikolatayı paylaÅŸtık aramızda.

Mesai bitiminde birlikte çıktık. Ben, yolum uzun, sıkışırım diye önce tuvalete uğradım. İyi malzeme kullanılmış, çok güzel, tertemiz bir tuvalet. Yerlerde heykeller var, duvarlarda resimler asılı. Tam tuvaletin yanındaki çıkıntılı duvara, insanı seyreder gibi duran kısa pantalonlu bir oğlan çocuğu fotoğrafı konmuş. Çok tuhafıma gitti ama belli ki çok muzip bir zat bu Rahmi Koç Beyefendi. Kendi çocukluk fotoğrafını çerçeveletip hanımlar tuvaletinin en can alıcı yerine yerleştirtecek kadar şakacı.

Eski kiliseler ve yetiÅŸtirme yurdu gibi birkaç restorasyon daha yaptırırsa Rahmi Bey Adası olarak bir kez daha deÄŸiÅŸebilir Cunda’nın adı. Zaten ben Ali Bey Adası adına bir türlü alışamadım, belki Rahmi Bey’e dilim döner…

Ayten Suvak

Etiketler: , , , , ,

14 kiÅŸibirÅŸeyler demiÅŸ
Benimde ekleyecek birÅŸeylerim var diyorsanız buyrun.. »

  1. [...] süslemeler insana çok şey anlatıyor ve bu büyük yapı adeta tarihe meydan okuyordu.Bu arada Âşıklar Tepesi’ne doğru adım adım ilerlemeye başladım. Buraya vardıktan sonra gördüm ki cennet [...]

  2. [...] yıl açılan Muhtar KENT ve Rahmi KOÇ’un eski bir şapelden hayata geçirdiği Necdet H. Kent kütüphanesini mutlaka görün. Yanlız her zaman açık [...]

  3. ya ben aşıklar tepesinin fotoğraflarını bir türlü bulamıyorum nereden bulabileceğimi söleyebilir misiniz?çok merak ediyorum birde heybeli adada mı yoksa cunda adasında mı?lütfen cevaplayın.

  4. Cunda nedir ? UzunluÄŸu beÅŸyüz metreyi geçmeyen rıhtım boyu mu, abuk sabuk, çoÄŸunluÄŸu Çin malı ucuz eÅŸyanın satıldığı, insanların sıkıntıdan üst üste dolaÅŸtığı çarşısı mı? Cunda’da yaz boyu poyraz eser, bu yüzden denize girilecek alan sayısı azdır. Ada Kamping, Ortunç Motel denize girmek için tek alternatif olmaktadır. Ama oranın da suyu soÄŸuktur. Cunda’nin denize girmek için en güzel bölgesi Patriçia Koyu’dur. Buna karşı Patriçia bir mezbelelik halindedir. Sözde Milli Park ve DoÄŸal Sit Alanı; hemen her çalısına bir kaç naylon poÅŸet takılmış, pislikten geçilmeyen bir alan. İnsanlar buna raÄŸmen denize girmek için mecburen bu pisliÄŸe katlanmaktadırlar. Yolu deseniz bir baÅŸka alem, geçen dönemlerde hiç olmazsa yaz başı bu yol elden geçirilir, kısmen de olsa düzeltilirdi. Yolda kaderine terk edilmiÅŸ, su yok, insanların kullanacağı bir tuvalet yok. Yiyecek yok, güneÅŸten korunmak için insanlar derme çatma barınaklar yapıyor. Çöpleri etrafa yayılmış. Bize Cunda’ya gelin diyorlar, gelelim de bu pisliÄŸe mi katlanalım. Cunda’lılar biraz etrafınıza bakın, size misafir gelenleri insan yerine koyun. Karşı kıyınıza bir bakın geçmiÅŸin o güzelim Ayvalık’ı ne hale geldi. Cunda’nın da geleceÄŸi Ayvalık olmasın.

  5. atima iyi bakin bahceyi temizleyin geliyorum .sena ile panaroma otelde havuza girip tost yiyecem ahmet amca iskelede dogum günü partisi yapabilirmiyim ? Babamin selami var herkese

  6. Necdet Kent kütüphanesi ve müzenin önünde, içerdeki ortamın aksine, sıcağın altında, hiç gölgeliksiz, adam gibi bir su kapsız, güzelim bir köpek oturuyor; haber aldığımıza göre. O kütüphaneye, oraya adını veren insanların durumuna yakışıyor mu o köpeÄŸin kendi pisliÄŸi içinde ve sıcakta orada öylece tutulması? 5199 sayılı yasanın açık ihlali olan bu durumu sözkonusu oradaki kiÅŸilere anlatmak mümkün müdür bilmiyorum. Ama o kiÅŸileri aynı ÅŸekilde aynı güneÅŸin altına bir iple baÄŸlamak gerekir. Belki o zaman anlarlar. Bir yer ne kadar güzel olursa olsun, bu tür manzaralarla her ÅŸey biter… İlgili kiÅŸiler duyuyorsa, o köpeÄŸi istismar ettiklerini, en kısa zamanda köpeciÄŸin korumaya alınması gerektiÄŸini hatırlatayım.

  7. [...] Cunda Adası Kent Kütüphanesi [...]

  8. cunda adasının güzelliÄŸini beren saatten tw de dinledim.çok güzel kokuyor dediÄŸinde nasıl bir yer burası diye ciddi düşündüm.ÅŸimdide adayla ilgili detaylı bilgi edinmek için nette geziniyorum ve adayla ilgili girdiÄŸim her sitede okuduÄŸum yorumlar beni hayrete düşürdü.kaynar suyla yakılmaya çalışılan kediler,susuz sıcakta bırakılan köpeklerler,koruma altında olmasına raÄŸmen denize girilecek yerlerin pisliÄŸinden bahsediliyor.nasıl bir hayvan düşmanlığı bu?kötü yorumlar çok.buranın belediyesi çalışıor mu yoksa tatildeler mi bilemiyorum ama bildiÄŸim tek gerçek görsel zenginliÄŸini tüm dekoltesiyle ortaya koyan böylesine güzel bir yere bu anlatılanlar yakışmıyor.adalılar daha özverili olmalılar.bu satırları okuduktan sonra beren saat’in gözlerinde gördüğüm o pırıltı bile adayı bi göreyim dememe yeterli olmadı.

  9. KESİNLİKLE CENNNEETTT:) ÇOK GÜZEL VE HUZURLU,SICAK Bİ YER.
    HERKESİN GİDİP GÖRMESİ YAŞAMASI GEREKEN BİR YER KESİNLİKLE TAVSİYE EDİYORUM:)

  10. cunda adasındaki heryere asılmış oto park 4 tl yazısı beni çok rahatsız ediyor. her yeri otopark diye etiketlemişler. Kim izin verdi . Belediye Maliye bilirmi bu durumu hiçmi yoksa gelmezler adaya gelirlerse 4 tl de verirlermi?anlamadım. Maliye ile ilgili fişmiş yok ada spor diye basit bir fiş kesiyorlar, mali bir değeri yok vergi filan hak getire, belediyemi nerde ?. Arabanızla gittiğinizde heryerin işgal edildiğini görürsünüz.
    yerin altından ummadığınız yerde “park ettiÄŸinizde” o malüm otoparkçı çıkar gelir ,oto park yunuslu çeÅŸmeyi geçtide cunda giriÅŸine dayandı . Namaza bile gitmek için cami yanında yer yoksa 4 tl verip namazını kılarsın.
    Resmi kasa fişi kesilse üzülmem devlette vergisini alıyor dye teselli olurum.
    .

  11. OTO PARK REZALETINE DUR DIYEN YOKMU

  12. OTO PARK REZALETINE DUR DIYECEK KIMSE YOKMU

  13. Kitapliktaki kopek hakkinda yazilanlara katilmiyorum Cunki o bahsedilen kopegin sicaktan ve soguktan
    korunmasi icin cok guzel bir kulubesi var ve ayrica gezine bilecegi 100 metre alan var

  14. Sinancım sana nedeyim bence sen bir daha ne olur cundaya gelme.gelirsende kimlini açıklama.

    mustafa ka.sende gelme. cundayı cunda yapan cundalılardır.
    her şeyin bi bedeli vardır.otoparkında

Buyrun sizde birÅŸeyler ekleyin